RSS
email

Abartma!

Gerçekte en basit yaşam formları olan virüslerden en karmaşık organik yapılar olan biz insanlar  için kainatı anlamlı kılan yegane şey bizzat kendimizdir. Zira biz olmazsak bizim için ne hayat ne de kainat var olacak veya anlam ifade edecekti. Bilinç altı düzeyindeki bu temel kabulün etkisiyledir ki bütün canlılarda “ben” merkezli bir algılayış ve yaşam söz konusudur.

Yine bu yüzdendir ki bizim canlı dediğimiz yaratıklar (yaratılmışlar) içinde bulundukları yerde ilk olarak kendileri için güvenli alanlar elde etmeye ve bu bölgeyi kendilerini merkeze alarak şekillendirmeye çalışırlar. Her canlının bu şekilde davranması aynı mekanları paylaşanlar arasında ister istemez rekabet doğmasına ve bu rekabet, öncelikle çatışma meydana gelmesine neden olur. Çatışmada her canlı bütün potansiyelini kullanır ve algılarını kendisine çatışmada avantaj sağlayacağını düşündüğü mesajları öncelleyecek ve pek avantaj sağlamayacağını düşündüğü şeyleri öteleyecek ve hatta kendisine dezavantaj sağlayacak mesajları örtecek şekilde düzenler.

Çatışmalar “düşmanımın düşmanı dostumdur” temel düsturu gereğince ister istemez ittifakları ve dolayısıyla canlıların sosyalleşmesini doğururlar. Sosyalleşme “ben” karşısında çok daha geniş ve esnek bir küme olan “biz” anlayışının oluşmasını sağlar. “Biz” anlayışının oluşumu kaçınılmaz olarak “siz” ve özellikle de “onlar” anlayış ve kavramlarının oluşumununa neden olmaktadır.

Her grubun alan mücadelesi çatışmaları büyütmekte ve ittifak arayışları ister istemez, sadece bir tarafın endişe ve korkularını öncelleyen ve diğer tarafı “şeytanlaştıran” propaganda kurumunun oluşumunu zorunlu kılmakta ve propaganda da temelini insanların işlerine geleni işlerine geldiği gibi algılama ve böylece algıda seçicilik ve çarpıtma özelliklerinden almaktadır. Evet, biz canlılar ve özelde de biz insanlar bize yapılan ve genel olarak olumsuz kabul edilen şeyleri ve bizim yaptığımız ve genel olarak olumlu kabul edilen şeyleri abartma eğilimindeyizdir.

Bu eğilimimiz sebebiyledir ki biz insanlar genel olarak bizim dışımızdaki herhangi bir sebeple parmağımıza batan kıymığı abartıp kazıkmış gibi görme veya gösterme ve fakat kendimiz sebebiyle başkalarına batan kazığı küçümseyip kıymık olarak görme veya gösterme ve gerektiğinde bu şekilde propaganda yapmaya yöneliriz. Oysa ne bizim parmağımıza batan kazık ne de diğerinin parmağına batan kıymıktır.

Yine sahip olduğumuz bu özelliğimizin yansımalarından biri de kendimizi “biz” algılayışımıza dahil olduğunu düşündüğümüz ve kendimizi ait hissettiğimiz siyasi, dini, ırki grupların veya yapının yaptıklarını çoğunlukla kutsama veya kusurlarını görmezden gelme veya ona mazeret üretme ama “öteki” olarak konumlandırdıklarımızın ise yaptıkları güzellikleri yok sayma, çirkinlikleri de abartma eğilimimizdir. Ve bu abartma ve küçümseme huyumuz bizde o kadar yerleşiktir ki çoğunlukla bunun farkında bile değilizdir.

Oysa insanı erdeme götüren şey yaptıklarının ne ifade ettiğini fark etmek ve olması gereken her şeyi doğru bir şekilde yerli yerine yerleştirmek ve böylece hakkı adaletle tesis etmek ve merhametle uygulamak olmalıdır. Oysa bizim bu halimiz gerçekte “insanın kendisini bilmemesiyle” alakalı bir durumdur ve dolayısıyla bir yanılsamadır. Gerçekte yalnız kendilerinin kainat içindeki yerlerini bilerek “kendini bilme konumuna ulaşanlar Rablerini bilecek” bilinç düzeyine erişebileceklerdir. Ve yalnızca Rabbleri Allah'ı bilenler kurtuluşa ereceklerdir.

İnsan kendisini bildiği zaman kendisinin hiç alakası olmadığını düşündüğü köpek balığıyla bile %50 üzerinde genetik ve yapısal benzerliğe sahip olduğunu görecek (bu benzerlik kıkırdaktan bile oluşsa iskelet sistemi, karaciğer, kalp, beyin, mide, kafa, çene, diş sahibi oluşu gibi şeyleri içerir) ve böylece bilinç altında yer alan kendinin eşsizliği düşüncesi ve dolayısıyla kendisini bütünden ayırıp şirke düşüren “kibri” yok olmasa bile aşınacak ve bütünlüğü ifade eden tevhid hakikati karşısındaki durumu daha makul seviyelere gelecektir.

Bu bağlamda Adem'den Muhammed Mustafa'ya bütün seçkinlerin bizlere taşıdığı mesaj olan tevhid kainat içindeki bütünlüğü ve onun günlük hayatımız içindeki karşılığını ifade ederken, parçalanmayı ifade eden şirk bütünlüğün bozulmasını ve parçaların bütünden ayrılarak birbirleriyle yarıştırılmasını ve bunun hayatımız içindeki karşılığını ifade eder.

Bu temel felsefi yaklaşım zannedildiği gibi afaki bir düşünce olmayıp günlük hayatımızdaki algılayışlarımızı ve dolayısıyla davranışlarımızı belirleyen asli unsur ve motor gücüdür. Bu yaklaşımımız sayesinde kainattaki yerimizi doğru ya da yanlış konumlandırırız ve tepkilerimizi belirleriz.

Örneğin parçacı yani şirk temelli bakışa sahip isek başımıza gelen ve bizim kötü olarak algıladığımız şeylere karşı hep “ötekini” suçlar ve isyan ederiz. Bir çatışma diğerini kovalar ve ömrümüz sonu olmayan kavga ve dövüşle geçer fakat sonunda elle tutulur hiçbir şey elde edemeden bu dünyadan göçer gideriz. Ve insan hatalarından ders çıkarmadığında kendini hep “keşke” demek zorunda hissedecek ve keşke diyenler helak olmaktan kurtulamayacaklardır. Bu çatışmacı anlayış aslında dünyada kurulmak istenen bütün birliklerinde (vahdet) başlıca düşmanı ve yok edicisidir.

Buna karşın bütüncül yani tevhidi bakışa sahip isek “başımıza gelenler elimizle yaptıklarımızın sonucu” olduğunu bilir ve “ne yaptık da Rab bizim ders almamız için başımıza bunu musallat kıldı” sorusunu sorar ve böylece hatalarımızdan ders çıkarma erdem ve nimetine kavuşuruz. Bu bilenler için nimet olarak yeterlidir. Ve yalnız bu bütüncül yaklaşım insanların arzuladıkları birliğe (vahdet) erişmelerini sağlayacak yoldur.

Yine ancak hatalarından ders çıkaranlar kemale doğru yol alabilirler ve bu “kendini kınayan nefse” yemin edilmesinin bize işaret ettiği şeydir. Hatalardan ders çıkarmak sadece bir ana ve olaya ait olmayıp sabır ve sebatla bütün bir ömre yayıldığında ise insan kemale erecek ve böylece gerek bireysel gerekse toplumsal hayatını anlamına kavuşturacaktır.

Şu halde kendinin yerini bilen ve yaşadıklarını abartmadan onlardan ders çıkaranlara ne mutlu!

Bookmark and Share

5 yorum:

gökhan dedi ki...

Merhaba abi,
Bu yazıyı okuduktan sonra bu yazdıkların haricinde aklıma senin bir sohbet sırasında dikkat çektiğin rivayet geldi.
Sadeliğin ve abartısızlığın yüce timsali Efendimiz(sav)in oğlu İbrahim'in ölümü dolayısıyla çok üzülmesi ve o günde güneş tutulması yaşanması üzerine Efendimiz'in yanındakiler Güneş Tutulmasını Efendimizin üzülmesine bağlamışlar bunun üzerine Rasulullah güneş ve ay Allah'ın ayetlerinden iki ayettir Kimsenin ölümü yada dünyaya gelmesi yüzünden tutlmazlar cevbını vererek
abartısızlığın güzel örneklerinden birini vermiştir. O nun isminin yanında esamesi okunmayacak olan bizler halimize bakmadan ne kadar abartıyoruz her şeyi.

Hatırlatmaların için teşekkürler Allah razı olsun abi.

AmaTT dedi ki...

Evet bence de Muhammed Mustafa'nın peygamberliği için bundan başka bir delile ihtiyaç yok. Zira Onun durumunda kim olsaydı anlattığın olaydan kendine pay çıkarmaya çalışırdı. Ve bu kadar dürüst birinin başka şeylerde de yalan atması mümkün değildir.

kazım dedi ki...

Fikrine kalemine sağlık.
Bilip unuttuklarımızı, Yine hatırladık,
Aslında bilip unutmak denemez. unutmuyoruz ama yapmaya yapmaya alışıyoruz.
hani yavaş yavaş ısınan su içinden çıkamayan kurbağa misali.
toplum psikolojisi, sosyologlor rahat durmuyorki, insanlara şekil ve yol vericez diye.
silkelenmeyincede alışkanlıklar başlıyor.
unuttuklarımızı (Sırası gelmeyenleri) tam yapmaya başlıyoruz toptan hareket ediyoruz buda abartılı oluyor ve malesef yine en başa.

selametle, bir dahaki yazını bekliyoruz.

Mustafa Çelebi dedi ki...

Teşekkürler Ahmet abi,

Çatlaklar tekkesi yazılarını bir kitapta toplama gibi bir düşüncen var mı?

AmaTT dedi ki...

İlginize ben teşekkür ederim.

Allah kuran'ın kalbi olanlara nasihat olduğunu söylüyor bende kendime hatırlatmaya ve nasihat etmeye çalışıyorum size de faydası oluyorsa ne mutlu bana.

Mustafa kardeşim aslında öyle bir düşüncem var fakat şimdilik düşünce aşamasında önceki kitabımdan bildiğim kadarıyla doğru dürüst bir yayıncı bulmak pek okadar kolay bir şey değil, hele kalıplara uymuyorsan bu çok daha zor.

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce