RSS
email

Mümin deme Müslim de!

Biz insanlar aynen diğer canlılar gibi yaşamak için bizden daha önce bu hayatta tecrübe kazanmış ve dolayısıyla bilgili gördüğümüz benzerlerimizi takip ve taklit eder ve böylece daha kaliteli bir hayat yaşayacağımızı ümit ederiz.

Bu takip ve taklit etme akıllıca bir iş olup, doğumumuzdan itibaren benliğimize yerleşen temel reflekslerin başlıcasıdır.  Küçük bir çocukken anne, baba ve büyük kardeşlerimizi taklit eder ve onlar gibi hareket etmeye sesler çıkarmaya çalışırız, ilk etapta bunların niçinini anladığımız söylenemez ama hareketleri yaptıkça ve sesleri çıkardıkça aralarındaki farkları fark etmeye ve aynı görünen şeylerin gerçekte çok farklı şeyler olduğunu anlamaya başlarız.

Büyüdükçe buna devam ederiz, tabi olduğumuz gruba göre giyinir, o grubun kelimeleriyle ve hatta cümle kalıplarıyla konuşur ve o grubun tavırlarıyla tavır alırız. Bunlar hep taklit sonucu oluşan durumların ifadeleridir ve aslında bu durum sonsuz yaşama ve her şeyi kontrol etme arzusundaki biz “aciz” ölümlüler için gayet normaldir. Zira akıl başkalarının tecrübelerini tecrübe etmemeyi insana söyler ne var ki insanlar çoğunlukla hakkaniyeti değil “işlerine geleni” önemserler. Ve aslında peygamberlik de insanların tam bu özellikleri sebebiyle zaruridir. İnsanlar peygamberler sayesinde hayatı yaşarken hakkaniyet merkezli farklı pratiklerin de mümkün olduğunu görme ve onları taklit ederek pratikten emin olma imkanına kavuşa bilirler.

Bu bağlamda insanın hiçbir şeyi yaşamadan, uygulamadan, pratiğe dökmeden sadece ön kabullerle, mantık yönlendirmeleriyle anlayamadığı buna karşın ancak yaşadıklarını, tattıklarını, dokunduklarını ve hissettiklerini gerçekten anlayabildiği ve onlardan kesin bir şekilde emin olabildiği hakikatiyle karşı karşıya kalırız. Ve aslında bu mantık yönlendirmeleriyle kabul ve hissetme sonucu oluşan emin olma arasındaki fark gerçekte müslüman olma ve mümin olma arasındaki farktır. Ve bu fark ilahi nefeste “bedeviler iman ettik dediler deki iman etmediniz daha iman kalplerinize yerleşmedi, lakin islam olduk deyin” ve “iman edenler ancak  o kimselerdir ki Allah'a ve Rasulüne iman ettiler ve sonra hiçbir şüpheye düşmediler ve mallarıyla canlarıyla didinip durdular” şeklinde ifade bulmuştur.

Gerçekte çelişkiler içinde yaşamak biz insanlar için sıradan bir şeydir. Zira biz insanlar günlük yaşantılarımızda bile mantıklı görmediğimiz pek çok şeyi yapmaktan kendimizi alamayız. En basitinde hepimiz bir gün ölüp gideceğimizi biliriz fakat hiç ölmeyecekmiş gibi durmadan, hırsla bu dünyada bir şeyler ele geçirmeye çalışır ve ele geçirdiklerimizi kar geçiremediklerimizi kayıp olarak görürüz. Oysa zaten kaybedilecek olanı kazanmak ve kaybetmek arasındaki fark gerçekte nasıl bir fark olabilir. Aslında bu temel çelişkimiz bizim hayatı yaşamamız gerektiği gibi yaşamamız önündeki en büyük engeldir.

Bunun temelinde mantıken zorunlu olarak kabul ettiğimiz bir hakikatin bizim hayatımızı yönlendiren gerçek bilincimiz tarafından kabul edilmemesi ve hatta yok sayılması yatar. Ve ilahi nefhadaki “iman kalplerine yerleşmedi” ifadesinde kast edilen de herhalde budur.

Bu çelişkiye bir başka örnek imam Humeyni'nin “sırrı salat” isimli eserindeki “akıl ile kalbin bilmesi aynı şey değildir, çoğunlukla kalp aklın kabul ettiklerini kabul etmez bunun en güzel örneği herkes bilirki ölüler hiç kimseye zarar veremez, hatta dünyadaki bütün ölüleri bir yere toplasanız hiç kimsenin kılına bile zarar veremezler hal böyleyken pek az kimse ölülerin olduğu bir ortamda sabaha kadar rahat bir uyku uyuya bilir. Oysa ölü yıkayıcılar böyle bir ortamda çok rahat uyuyabilirler. Çünkü onlar akıllarının kabul ettiğinden emin olmuş kimselerdir”. Bu nedenle olsa gerektir ki geleneksel fıkıhta iman “dil ile ikrar kalp ile tasdik” şeklinde ifade bulmuştur.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı gibi kabul etmek ile emin olmak aynı görünmekle birlikte birbirinden çok farklı şeylerdir. Kabul etmek daha çok bir aidiyet ve tabiiyet beyanı, emin olmak ise kabul edilenin ve tabi olunanın içselleştirilmesi ile alakalı bir durumdur. Ve bu yüzden olsa gerektir ki Hz. Peygamber mescidde kendisine gelen  bir hediyeyi millete dağıtırken Sad b. Ebi Vakkas'ın “falana da ver, o müminlerdendir” sözünü sürekli olarak “mümin deme müslim de” diyerek düzeltmiştir.

Bu bağlamda müslim ile mümin kavramları ve bunların somut ifadesi olan müslüman ve müminler benzer görünseler de mahiyet açısından çok farklı şeyleri ifade ederler. Aralarındaki benzerlik tatlı su ile tuzlu su arasındaki benzerlik kadardır. Müslümanlar zahiren kabul ettikleri kurallara bağlılık gösterirken yaptıklarını kitaba uydurmaya özen gösterirler. Buna karşın “müminler” için yaptıkları şeylerde kitaba ve onun ortaya koyduğu genel ruha uymak esastır.

Müminler ile müslümanlar arasındaki ilişkiler müminler müslümanların somut işlerine müdahale etmeyip onlara manevi destek verdikçe yani sadece iyiliği emrettikçe sorunsuz  görünmekle birlikte müminler, müslümanların yaptıkları kabul edilemez şeylere müdahale ettiklerinde yani kötülüğü alı koyduklarında oldukça sorunlu bir hal alabilmiştir. Bunun en güzel örneği de kanaatimce “Kerbela” vakasıdır.

Bu vaka aslında müslümanların toplum yönetiminde buldukları ve aslında kendilerinden önceki saltanatlardan hiçbir farkı olmayan çözümlere, “dedesinin ayakkabıları eskimeden sünneti eskitilip çöpe atılan” Huseyn'in daha fazla rıza göstermeyi uygun görmemesi üzerine vuku bulmuştur. Huseyn'in nasıl bir anlayışı temsil ettiğini bilen ve bundan kendilerine somut bir kazanç olmadığını gören toplumdaki “itibar” sahipleri Huseyn'i desteklememiş ve Onu yapayalnız bırakmışlardır. Sonuçta Muhammed'in getirdiğiyle ilişkisi deklerasyon düzeyinde olup "iman boğazlarından aşağı inmemiş olanlar" Huseyn'in taraftarı olarak bilinseler bile karşısında yer almışlar buna karşın "iman boğazlarından aşağı inmiş" olanlar Huseyn'e muhalif olarak bilinseler bile Huseynin yanında yer almışlar ve ona "dert ortağı" olmuşlardır. Ve maalesef bu, tarih içindeki bir istisna da değildir.

Bu adı koyulmamış çatışmanın sebebi müslümanlar ile müminler arasındaki hayata ve kurallara bakış farkıdır. Müslümanlar somut olan ile ilgilenirken müminler onun özüyle ilgilenirler, müslümanlar kelimelerle ilgilenirken müminler onun ifade etmek istediği şeyle ilgilenirler. Müslümanlar için namaz aynen diğer ibadetler gibi bir zorunluluk iken, müminler içinse sevgiliyle buluşma anı yani miraçtır ve diğer ibadetler de aynen sevgiliyle olan muhabbetin ifadesidir. Müslümanlar için kurallar önemliyken, "insanlar şabat için değildir fakat şabat insanlar içindir" ifadesiyle somutlaşanı bilen müminler için ise önemli olan insandır.

Müminler ve Müslümanların dünyaya bakışları arasındaki farkı en güzel anlatan örneklerden biri Aişe annemiz ile Muhammed Mustafa arasında geçen şu diyalogdur: Muhmmed Mustafa kurbanı ne yaptıklarını sorunca Aişe annemiz "bir but dışındaki her şeyi dağıttık bir but bize kaldı" der bunun üzerine Muhammed Mustafa "desene bir but dışındaki hepsi bizim oldu" diyerek karşılık verir.

Sonuçta insanın iman etme iddiası bir iddiadır ve ispat gerektirmektedir. Bu yüzden olsa gerek ki ilahi nefhada “siz iman ettik demekle denenmeden bırakılacağınızı mı zannettiniz?” buyrulmuştur. Bizim de bu bağlamda yerimizi bilmemiz, istikamet sahibi olmamız ve imanımızın ispatı olarak “hakkı, sabrı ve merhameti tavsiyede” sabır ile sebat etmemiz gerekmektedir. Diğerlerinin içeriği aynı kopyası olan çözümlerden uzak durmak ve gerçekten fark yaratacak çözümler üretmeye gayret etmek mümince yaklaşımın göstergesi olacaktır.

Şu halde diğerlerinin “çakması” denilebilecek çözümler üretmekten kaçınıp, O Pakın açtığı yolda gerçekten fark yaratacak çözümler üretenlere ne mutlu!

Bookmark and Share

3 yorum:

Mustafa Çelebi dedi ki...

Ahmet Abi yazı için öncelikle çok teşekkürler. Yazıya vesile olan "maddi manevi" sahip olduklarını ALLAH nazardan korusun.
Muhabbetle,

sarimura dedi ki...

Humeyni'nin kitabı hakkında araştırma yaparken rastladım yazınıza. Bir nefeste okudum diyebilirim.

Rabbim yolunuzu açık etsin, fark yaratan çözümler sunan müminlerden olasınız inş.

Selamlar.

AmaTT dedi ki...

Duanız için teşekkür ederim, ve ancak ecmain diyebilirim.

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce