RSS
email

Bismillah Diyerek Başlamak*

Peygamber efendimizin (S.) “besmele her hayrın başıdır” buyurması sebebiyle bende üstat Atilla Maraşlı'dan da esinlenip onu anmaya vesile kılarak ilk yazıma böyle bir başlık atmayı uygun gördüm. Gerçekten de besmele biz müslümanların gündelik hayatlarının her aşamasında kendine yer bulan hayatımızın içinde yoğrulan, iradeye dönüşen bir başlangıç ifadesi…

Anlamı itibariyle Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla demek olan besmele ile biz aslında kendimize sürekli olarak Allah’ı ve O’nun Rahman ve Rahim oluşunu hatırlatır dururuz. Peki Allah’ı ve onun Rahman ve Rahim oluşunu hatırlamak bu kadar önemli mi yada Allah’ın böyle bir anışa ihtiyacı var mı?

Gerçekte Allah “alemlerden münezzeh” olması hasebiyle böyle bir anışa asla ihtiyaç duymaz lakin insan olarak bizler psikolojik varlıklar olmamız ve psikolojimizin de uğraştığımız iş, alışkanlıklarımız ve bizi çevreleyen ortam tarafından sürekli etkilenmekte olması sebebiyle hayatımızın her aşamasında mecramızdan sapmamak için bu tür telkinlere ihtiyaç duyarız.

Psikolojimizin bu değişken yapısı sebebiyle Resulullah’ın (S.) “güzel kimselerle arkadaşlık eden kimsenin durumu misk satan kişiyle arkadaşlık edenin durumuna benzer: O, koku almasa da ona o kokulardan siner. Yine kötü kimselerle arkadaşlık eden kimsenin durumu demirciyle arkadaşlık edenin durumuna benzer: O hiçbir şeye dokunmasa da o körüğün pis kokusu ona siner” mealindeki hadisi bu hakikatimize işaret etmektedir. Bu hakikatimiz sebebiyle günde beş vakit namaz kılmamız bize buyrularak kim olduğumuzu, hayatın zorlukları karşısında nasıl ayakta durabileceğimizi kendi kendimize kavli ve fiili olarak telkin etmemiz, dinimiz içinde Hz. Adem’den buyana sistemleştirilmiştir.

İnsanın bu hakikati o kadar açıktır ki hemen hemen her din hatta modern çağlarda ortaya çıkan ideolojiler bile böyle ibadetler, virtler manzumesi ortaya koyma gereği duymuş bu bağlamda toplantılar, gösteriler düzenlemiş ve hala dahi düzenlemektedirler. Önemli olan hadiste de ortaya koyulduğu üzere “güzel kokunun mu yoksa pis kokunun mu” üzerimize sindiğidir.

Sorumuzun diğer bir kısmını oluşturan besmeleye geri dönecek olursak, besmele Tevbe suresi hariç her surenin başında yer alması nedeniyle en çok tekrarlanan ayettir. Bu geleneğin Hz. Süleyman döneminde de aynen geçerli olduğu yine Kur’an’da Seba melikesi Belkıs’ın ağzından “bana bir mektup atıldı, O Süleyman’dan ve Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla diye başlıyor” ifadesiyle bize aktarılmaktadır. Bu gelenek uyarınca biz gerek kendi kendimize gerekse bir birimize sürekli olarak Allah’ı ve O’nun Rahman ve Rahim oluşunu hatırlatırız.

Allah’ı hatırlatırız kendimize zira O her şeyden önce bizim için üzerinde “yaşamakta olduğumuz emin beldeyi” oluşturan arzı ve her türlü tehlikeye karşı “korunmuş tavanı” yaratan, sonra bize bu belde de “hangimizin daha iyi iş yapacağını ortaya koymak” için “imtihan yüklü hayatı” bahşeden ve “var olan her şeyin sebepsiz sebebi” olandır.

Bu sebepten dolayıdır ki O’nu unutularak yaşanan tüm hayatlar şairin[1] ifade ettiği gibi “toprağın sırtında ur gibidir”. Ve zaten anlamsız bir koşturmaca olarak devam eden bu hayat müsveddeleri “ağızların tadını kaçıran” ölümün varlığıyla iyice anlamsızlaşır…

Ancak O’nu, hayatın merkezine koyarsak ölümle kabusa dönen hayatımız anlam bulur ve yaşanmaya değer bir “aşk sayhası” halini alır. Hatta ömür boyu kaçtığımız, adını anmaktan bile ürperdiğimiz ölüm artık bizim için “Refik-i Ala” (Yüce Yoldaş) ile vuslata dönüşür. Böylece korkulan ve kendisinden kaçılan bir son ile hiç alakası olmayan, kendisi için koskoca bir hayatın coşkun bir şekilde yaşandığı, heyecanla beklenen bir “Şeb-i Arus” halini alır.

Peki bizim ve her şeyin “sebepsiz sebebi” olan Allah nasıl bir Allah’tır? Bu Allah sürekli yarattıklarına kapris yapan, olmadık şeyler isteyen, her şeyi yokuşa süren ve dolayısıyla kulların kendisini sürekli “idare etmek” zorunda oldukları bir Allah mıdır? Gibi soruların ağırlığından bizi kurtaran ve kalbimizi ferahlatan açıklamayı yapan ikinci bölümüyle biz biliriz ki O her şeyden önce ve önde “Rahman ve Rahim”dir.

Rahman ve Rahim’in ne olduğu hususunda tarih boyunca pek çok alim pek çok şey söylemiştir. Bunlardan en yaygın bilineni “Rahman’ın bu dünyada herkese rahmet eden Rahim’in ahirette yalnız mü’minlere merhamet edecek olan” olmakla birlikte şahsen en isabetli yorumun İbn-i Kayyım’dan (Manar I, 48) yaptığı “Rahman terimi Allah kavramını içinde mündemiç (içkin) olan ve O’ndan ayrılamayan aşkın rahmeti, Rahim terimi bu rahmetin O’nun yarattıklarında ortaya çıkışını ve etkilerini ifade eder” alıntısıyla Muhammed Esed’in “Rahmeti en büyük olan ve Rahmet saçan” meali olduğunu düşünmekteyim.

Biz Müslümanlar böylece biliriz ki O rahmeti en büyük olandır ve yine O sürekli olarak tüm kainata rahmet saçıp durmaktadır. Bu bağlamda bizim cezalandırma olarak düşündüğümüz şeyler bile bizim için O’nun “bize bir şeyler öğretmek için”[2] yönelttiği Rahmet tecellileri olarak anlam kazanır. Ortaya koymamız gereken yegane çaba sadece Rahman bize bununla neyi öğretmek istiyor sorusunun cevabını bulmak ve bu cevap uyarınca hayatımızı yeniden şekillendirmektir zira bilen için hayatta hiçbir şey tesadüf değildir oysa bilmeyen için hayatta tesadüften başka bir şey yoktur. Böylece biz Müslümanlar bizden önce kendilerine kitap verilip de azanların “kaprisli” Rab tahayyülesinden kurtulduğumuz gibi sapanların “kindar” Baba inancından da yakamızı kurtarmış oluruz.

İlmiyle her şeyi kuşatmış olan Allah insan psikolojisinin çevresinde olan ve uğraştığı her şeyden nasıl etkilendiğini bildiği için ve bizim doğru bir Allah idraki üzerine hayat tesis etmemizi istediği için besmeleyi bu kadar vurguladı. Hz. Peygamber (A.S.S.) de bu vurgu uyarınca “besmele her hayrın başıdır” buyurarak bizi yaptığımız her şeye besmele ile başlamaya teşvik etti ki bu hakikat, bilincimizin gerek altına gerekse üstüne kazınsın. Zira böyle bir Allah idrakinin somutlaştıracağı hayatın O’nu tanımayan yada çarpıtanların somutlaştıracağı hayattan çok daha farklı ve gerek birey için gerekse toplumun tümü için çok daha yaşanır olacağı açıktır.

Bizi Rahmet’i içinde yaratan, yaşatan ve hesaba çekecek olan Allah’ın şanı pek yücedir.
[1] Nurullah Genç
[2] İsmet Özel
*Bu yazı daha önce Umran dergisinde yayınlanmıştır.


Bookmark and Share

0 yorum:

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce