RSS
email

Hikayelerin en güzeli ...

Bilir misiniz hikayelerin en güzelini? Yûsuf ve kardeşlerinin hikayesini! Bilir misiniz onda ne ibretler vardır soranlar için, insana ve hayata dair? Bilir misin kimin oğludur Yûsuf ve kardeşleri? Ve kimdir kendileri? Bilir misin ne geçmişti Yûsuf ve kardeşlerinin arasında? Ve niçin böyle olmuştu? Ve Yâkub'u asıl yıkanın ne olduğunu? Bilir misin Allah'ın daim saflarla birlikte olduğunu ve onları her daim gözettiğini? Ve bilir misin hesapçıların er ya da geç pişman olacaklarını? Ve akıbetin yaşadıkları zorluklara karşın özünü saf tutanların olacağını?

Bilirsin Yûsuf ve kardeşleri Yâkub'un çocuklarıydı. Ve Yâkub'un terbiyesiyle büyümüşlerdi. O onları eğitmiş ve büyütmüştü. Fakat hepsine aynı şekilde hakikati belletememişti. Çünkü hakikati idrak etmede iyi bir hoca ve akıldan daha fazlasına ihtiyaç vardı.

İhtiyaç olunan iyi bir hoca ve aklın yanında tertemiz bir kalpti. Ve böyle bir kalbe, ancak hayatın tüm hileleri karşısında saf' kalınarak erişilebilirdi. Buda çok büyük bir arınma iradesi isterdi. Ve bu irade de “Allah diye bir şeyin” var olduğuna bütün benliğiyle “iman edenler dışındakilere çok ağır gelirdi”. Oysa hayatlarını Allah yokmuş gibi yaşayanlar. Veya O'nu hayatlarının sadece bir anına hapsedenler. Yani Allah'ı hayatlarından kovarak “tanrıyı öldürenler” nereden bilsinlerdi. Tertemiz bir kalp nasıl bir şeydi.

Bir kalpti sadakat ve ahde vefa ile yıkanmış. Bir kalpti merhamet ve affetmeyle yıkanmış. Bir kalpti ihlas (samimiyet) ve sorumluluk bilinciyle yıkanmış. Bir kalpti zühd ve tevazuyla yıkanmış. Bir kalpti kanaat ve rıza ile yıkanmış. Bir kalpti diğerkamlık ve cömertlikle yıkanmış.

Ve bunun sonucu olarak bir kalpti ki kinden ve kibirden arınmış. Bir kalpti riya ve hasetten arınmış. Bir kalpti cimrilik ve düşmanlıktan arınmış. Bir kalpti tamah ve öfkeden arınmış. Bir kalp bencillik ve sonu gelmeyen arzulardan arınmış.

Zira bunlardı tüm keskinliğine rağmen aklı kuşatanlar. Ve onu mecrasından çıkarıp hakikati algılayamaz hale sokanlar. Bunlardı insanın dünyaya saplanıp kalmasını sağlayanlar. Ve aklı küçük hesapların hesapçısı yapanlar. Ve insanın ömrünü bu küçük seraplar peşinde heder etmesine neden olanlar. Ve sonuçta insanın pişmanlıklar içinde can vermesinin yolunu açanlar.

İşte bu temiz kalbiydi Yûsuf'u kardeşlerinden ayıran. Bu temiz kalbiydi O'nun hakikati, duru ve net bir şekilde hikmetle idrak etmesini sağlayan. Bu temiz kalbiydi O'nu Rahmani nefhaya temas ettiren. Ve bu temiz kalbiydi Yâkub'u da Yûsuf'a düşkün kılan.

Yoksa kendi sahtekarlıklarını meşrulaştırmak için peygamberlere sahtekarlık atfedenlerin dediği gibi elbet değildi. Ne Yâkub babası İshak'ı kandırarak peygamberliği almıştı. Ne de Yûsuf sevdiği karısından oldu diye O'nu diğerlerinden ayırmıştı. Zira değil sahtekarların, Yûsuf'un kardeşleri gibi içten pazarlık yapanların bile Rahmani nefhadan nasibi yoktu. Nerede kaldı ki sahtekara peygamberlik verilsindi.

Belkide kardeşlerini, Yûsuf'u ortadan kaldırma düşüncesine iten sebep de böyle temiz bir kalbe sahip Yûsuf'a her bakışlarında kendi içten pazarlılıklarını ve böylece sürekli gizlemeye çalıştıkları “kendilerini” tüm çıplaklığıyla görmeleriydi. Evet tüm çıplaklığıyla görüyorlardı kendi içten pazarlıklı ruh hallerini. Kendi bencilliklerini. Kendi cimriliklerini. Kendi aç gözlülüklerini. Kendi sahtekarlıklarını.

Kendi hakikatlerini bu kadar açık gördüler. Aynaya bakıp kendini düzeltenler gibi yapmaları gerekirken, onlar belkide kendilerine verilen en büyük nimet olan aynayı kırmaya kalktılar. Ve zannettiler ki ayna ortadan kalkarsa tüm kusurlar kaybolurdu. Elbette ki kusurlar ve kirler kaybolmazdı. Ama göz görmeyince insan kendini mükemmel zannederdi. Ve bunun sonunda belkide kirler daha da kalınlaşır ve kusurlar daha da büyürdü. Zira insanın gözünü kapamasıyla hakikat yok olmazdı. Ve Yâkub'u asıl yıkan da onların bu aymazlıklarıydı. Bu vurdum duymazlıklarıydı.

İşte bu ruh haliyle olsa gerektir ki birbirlerine “Yûsuf ve kardeşi, babamıza bizden daha sevimli, bu bir gerçek. Ama biz de birbirini her hal ve şartta destekleyen bir ekibiz. Şu da kuşkusuz ki, bizim babamız, inkâr edilemez bir şaşkınlık içindedir” dediler. Ve "Yûsuf'u öldürün yahut bir yere götürüp atın ki, babanızın ilgisi yalnız size yönelsin ve bunun ardından tövbe edip barışcıl ve hayırsever bir topluluk haline gelesiniz" diye eklediler. Oysa kıskançlıklarıyla sarhoş olup şaşkınlık batağında bocalayanlar aslen ta kendileriydi.

Kıskançlıkları o boyuta varmış gözlerini öyle kör etmişti ki: O keskin akılları tersten çalışmaya ve cürümden sonra tövbe ederek arınacaklarını bile söylecek hale sokmuştu onları. Oysa tövbe etmek demek aslen pişman olmak demekti. Pişman olmasını bilmeyen, pişmanlıkla sarsılmayan nasıl tövbe etsindi? Ya da ettiği, tövbe miydi?

Onlar bu şaşkınlığın içinde yapacaklarını yapıp Yûsuf'u kuyuya attıklarında Yûsuf'a düşen artık sabredip kendini hayatın akışına bırakmaktı. Zira başına gelenler insana hep bir şeyleri öğretmek içindi. Ve insan yaşadıklarından alması gereken dersi alarak kemale ererdi. Zaten dürüst ve erdemli bir hayat yaşayıp yaşamadığımız da başımıza gelenler karşısında gösterdiğimiz tepkilerden anlaşılmaz mıydı?

Bilirsin daha sonra Yûsuf'u Mısır'a giden bir kervan buldu. Ve O'nu pek az bir değere Mısır'da Aziz'e köle olarak sattı. Az bir değere sattılar çünkü her şeye parayla baha biçenlerin katında Yûsuf'un sahip olduklarının pek değeri yoktu. Ama akıl sahipleri çok daha sonra anlayacaktı ki Yûsuf ne kadar değerliydi.

Onu köle olarak alan O'nun güvenilir biri olduğunu hemen anladı ve ona iyi görevler verdi. Yûsuf büyüdükçe güzelleşti. O güzelleştikçe çevresindekilerin bakışları O'na yöneldi. Ama O iffetin sadece kadınlara has bir şey olmadığını tüm benliğiyle ve örnekliğiyle Züleyha'ya karşı gösterdi.

Ama Züleyha için Yûsuf bir hevesin ötesine çoktan geçmişti. O artık onun için sahip olunması gereken bir saplantıydı. Aslında O'nun ki sevgi de sayılmazdı zira seven sevdiğini incitmeyi göze almazdı. Hele ki aşık için maşukun mutluluğu mutluluk vesilesiydi. Bu haliyle Züleyha her istediğine sahip olan ve asla reddedilmeyen ve reddedilmeyi bilmeyen şımarık bir çocuğun ruh halini yansıtıyordu. Ve O'na tuzak kurdu. Amacı O'ndan nefsini tatmin etmekti.

Ama Yûsuf'un Allah'a karşı duyduğu derin bağlığın tecellisi olan iffeti ve hele ki kendisini alıp iyi bir şekilde barındıran Aziz'e karşı vefası Yûsuf ile Züleyha arasındaki en büyük duvardı. Ve Züleyha bütün çekiciliğine ve hırsına rağmen onu aşamadı. Aşamadıkça hırçınlaştı ama karşısında dingin bir umman gibi duran Yûsuf bu hırçınlıktan hiç etkilenmedi. Ve sonunda Yûsuf'un gömleğiydi, O'nun masumiyetinin, Züleyha'nınsa hırsının delili.

Sonrada Züleyha yaptığında pek de haksız olmadığını, bunu duyup diline dolayan Mısır kadınlara ispat etmek için onlara ellerini kestirdi. Artık daha da çoğalmıştı Yûsuf'un talibi vede derdi. Bir tarafta Yûsuf'un ayağına zevk ve konfor serildi. Oysa Yûsuf buna karşı çoktan zindanı seçmişti. Zira Yûsuf için asıl olan sadakat ve iffetti.

Zindan yılları Yûsuf'un olgunluğunun kemale erdiği yıllardı. Zindan O'nun için adeta medreseydi. O yüzden oranın bir diğer adı da "Medreseyi Yûsufiye"ydi. Ve bir gün ki O Rabbinden gelen her şeyden razıydı. Ki aslında O'nun bu hali Rabbinde O'ndan razı olduğunun deliliydi. Krala bir rüya gösterildi. Bir rüya ki yalnız Yûsuf onu çözebildi. Ve kral Yûsuf'u görmek istedi. Oysa Yûsuf önce asla efendisine ihanet etmediğini ispat etmeliydi. Ve kralın kadınların hilelerini ortaya koymasını istedi. Artık yıllar geçmişti ki Yûsuf'un masumiyeti herkesçe kabul edildi.

Ve Yûsuf onca zaman Rabbinin başına açtığı işlerle öğretmek istediğini artık öğrenmişti. Artık bütün benliğiyle yükseltenin de indirenin de O olduğunu bilmişti. Aynı zamanda ağlatanın da güldürenin de. Yine kapıları açanın da kapatanın da. Sevinçten uçuranın da kederden inletenin de. Hile düzenin de hileleri bozanın da. Merhametlinin de zorla tutanın da. Evvelin de ahirin de.

Yûsuf'u gören kral hemen Yûsuf'a eminliğine yakışır bir mevki verdi. Yûsuf'ta “ben peygamberim başta olmak bana yakışır” asla demedi. Adalet üzere iş yapmaya çalışanlara bütün benliğiyle destek verdi. Zira önemli olan başta kimin olduğu değildi. Fakat asıl önemli olan işlerin ne ile yürütüldüğüydü: Kibir mi? Yoksa tevazu mu? Riya mı? Yoksa samimiyet mi? Kıskançlık mı? Yoksa insaf mı? Cimrilik mi? Yoksa cömertlik mi? Tamah mı? Yoksa kanaat mı? Öfke mi? Yoksa akıl mı? Zulüm mü? Yoksa adalet mi? Düşmanlık mı? Yoksa merhamet mi? Yani batıl mı? Yoksa hak mı?

Zaten kral Kureyşlilerin Muhammed'den istediklerini de istememişti. Dememişti iktidarı, serveti ve şehveti al ve varlık sebebini ver. O demişti ki varlık sebebinle birlikte gel. Sen öyle güzel öyle anlamlısın. Gerçekte Muhammed'de teklif edilen Yûsuf'a edilseydi. O'da Muhammed gibi reddederdi. Ve onlara karşı zindanı tercih ederdi ki daha önce etmişti. Oysa Yûsuf'a teklif edileni Kureyş Muhammed'de teklif etseydi. Muhammed de elbet o teklifi kabul ederdi. Zira Onlar gözelerini iktidar hırsı bürümüş kral namzetleri gibi asla değildi.

Sonra yıllar yılları kovaladı. Ve bir gün ki kıtlık her yeri sarmıştı. Yûsuf'un karşısına kardeşleri geldi. O onları tanıdı fakat onlar O'nu tanımamıştı. Zaten kuyuya atılan Yûsuf nerede kral naibi neredeydi. Yûsuf onlara istediklerini verdi ve bir daha ki sefere kardeşi Bünyamin'i de getirmelerini istedi. Artık Yûsuf hasretinden günleri değil saniyeleri tek tek sayıyordu. Ama bağrını kavuran hasret hemen bitsin de istemedi. Adeta her anı sindire sindire yaşamak istedi. Ve bir daha ki sefere kardeşleri Bünyamin ile geldiğinde dayanamadı. O'na kim olduğunu söyledi. Ve bir oyun düzerek O'nu alıkoydu. Bu aslında vuslatın habercisiydi.

Onlar Bünyaminsiz gittiklerinde Yâkub'un kederi derinleşti. Ve gözüne ak düşmüştü. Ve “Ey oğullarım! Gidin Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez” dedi.

Ve kardeşleri Yûsuf'un karşısına geldi. Ve O'ndan yardım istedi. Ve Yûsuf'ta “Siz (henüz) cahil kimseler iken Yûsuf ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?” dedi. Zira artık zaman kendini bildirme zamanıydı. Ve kendisinin Yûsuf olup olmadığını soran kardeşlerine “Ben Yûsuf’um, bu da kardeşim. Allah, bize iyilikte bulundu. Çünkü, kim kötülükten sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez” dedi. Onlar “Allah’a andolsun, gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Gerçekten biz suç işlemiştik” dedi. Yûsuf'ta “Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir” dedi. Ve böylece onları affettiğini ilan etti.

Ve sonra babasını ve diğerlerini getirmeleri için gönderdiği kardeşlerine gömleğini de verdi. Onlar Mısır'dan ayrılmadan vuslat coşkusu Yâkub'u sarmıştı. Yâkub öldüğüne asla inanmadığı kaybettiği oğlunun kokusunu yıllar sonra almıştı. Ve sonunda hasret bitmişti. O hasret ki sabırla çekenleri yüceltmişti. Sebep olanlarsa sonunda pişman olmuşlardı. Ve böylece gerçekten tövbe etme fırsatı yakalamışlardı.

Evet başta ne denmişti? "Yûsuf ve kardeşlerinin hikayesinde soranlar için nice ibretler vardır" diye. Ne mutlu yargılamak değilde ibret almak nazarıyla bakanlara baktığında. Ne mutlu yargılamak değilde ibret almak için okuyana okuduğunda. Ne mutlu yargılamak değilde ibret almak için dinleyene dinlediğinde.

Zira yargılayanlar hep kaybetti. Oysa akıbet hep ibret alanlarındı...

Bookmark and Share

4 yorum:

muhittin dedi ki...

sa kardeşlerime sagol abi emegine saglık Rabb im devamlari nasip etsin iinşkl..

AmaTT dedi ki...

Allah razı olsun Muhyiddin kardeşim. Elimden geldiğince sıradan ve aykırının dışındaki yolculuğuma devam edeceğim.

gkn dedi ki...

Hatırlamamız gerekenleri hatırlatmaya devam ettiğin için teşekkürler.

Nesiminin dediği gibi;
Gah çıkarım gökyüzüne seyreylerim alemi
Gah inerim yeryüzüne seyreyler alem beni..

Aleme seyir olduğunda da ,alemi seyrettiğinde de Yusuf gibi olabilenlerden ve de bakarken gönül gözüyle bakıp Yakub gibi görebilenlerden olabilmemiz duasıyla.
Fi emanilillah.

AmaTT dedi ki...

Hatırlaması gerekeni hatırlaması gerektiği zamanda hatırlayanlardan olmak kişinin olgunluğundandır ve çok büyük bir iç disiplini ister.

Ve Kur'anda bir hatırlatmadır, hatırlamak isteyenlere...

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce