RSS
email

Ey Huzur!

İnsan dediğimiz ve çevresiyle kayıtlı olduğu halde gönlü sürekli yükseklerde gezen varlık için en zor şey kendi gerçeğini gerçek anlamda kabul etmektir. Bu sebeptendir ki sürekli olarak kendisiyle ve çevresiyle çatışır durur. Bu çatışmalar da onun üzerinde ağır gerilimler yükler. Bu gerilimlerin insan yaşamındaki yansıması huzursuzluk olup insan ömrü boyunca bu huzursuzluktan kurtulmak için çabalar durur.

İnsan bu huzursuzluktan kurtulmanın yolunu çoğunlukla mal toplayarak ve böylece güç kazanarak bulacağını düşünür oysa toplanan mal ve elde edilen güç insana aynen uyuşturucuda olduğu gibi anlık bir rahatlama verseler de daha sonra katlanarak bu huzursuzluğu arttırırlar. Daha ve daha'nın bir sonu yoktur ve insanın “aç gözünü ancak bir avuç toprak doyurur”.

Fakat insan bu huzursuzluktan kurtulmanın yolunu sadece mal toplayıp ve güç kazanarak aramaz bazen insan ibadet denilen ritüelleri abartılı bir hale sokarak da bu huzursuzluktan kaçmaya ve kurtulmaya çalışır. Fakat bu da diğerinden farklı değildir insan yüklendikçe dahasını ister ve elbet insanında bir kapasitesi vardır. Ve aşırı yüklenmenin sonuçları ya tamamen bırakmak ya da kontrolden çıkmaktır. Herhalde de bu yüzden “Allah ibadetin azda olsa devamlı olanını sever” denmiştir.

Elbette insanın bu huzursuzluktan kaçışı sadece bunlarla da sınırlı değildir ve içinde abartı sezdiğiniz ve asla uzun soluklu olmayan veya içinde dürüstlüğü barındırmayan her şey aslında bu huzursuzluktan kaçışı ifade eder. Kimi çok çalışarak içinde esen fırtınalara karşı kendini duyarsızlaştırmaya çalışır, kimisi çok ibadet ederek, kimisi de çok gülerek... Ama eninde sonunda dönüp dolaşıp onunla yüzleşmekten başka bir çare bulamaz. Ve sonunda kimi inleyerek, kimi huzura ererek bu dünyadaki son nefesini verir ve kendi gerçeğiyle yüzleşir.

Peki insan içindeki bu fırtınaları nasıl dindirebilir? Ve nasıl huzura erebilir?

Bu soruların cevabı aslında bu fırtınaların sebebinde saklıdır. Fırtınaların asli sebebi insanın kendi gerçeği olan sınırlılığı kabul etmek istememesidir. Evet insan yaşamak için yemek dediğimiz enerji ve mineral paketlerine, vücudumuzun %70'ini oluşturan su dediğimiz kimyasala ve soluk alıp vermeye ihtiyaç duyacak kadar sınırlıdır. Bunlar olmadan yaşaması asla da mümkün değildir. Ve bunlara bağımlılığı o kadar güçlüdür ki mesela normal bir insan 5 dakika hava alamazsa yaşama şansına bile sahip değildir.

Oysa insan sanki hiçbir şeye ihtiyacı yokmuş gibi yaşamak ister. Burnundan kıl aldırmamak ve böylece kendisinin diğerlerinden üstün olduğu izlenimi vermek ister. Ve bu arzu insanın içindeki fırtınanın asli sebebi ve aşması gereken en büyük engelidir.

Yine insan asla elindekiyle yetinmesini bilmez ve kendisine gökten “bıldırcın eti ve kudret helvası” gönderilse “yerin sarımsağından, soğanından, vs.” ister. Ve insan daima uyumu değil çatışmayı gözler. Sonrada içindeki fırtınaların dinmesini bekler. Kendisine nimet verildikten sonra gider fanteziler peşinde koşar ve kendini kandırma yolunu tutar. Zira insan kendini kandırmayı pek sever.

Aslında kendi gerçeğini kabullenir ve ona göre tedbirler alırsa normalde yapamadığı pek çok şeyi de yapabilir. Mesela maddi bağımlılığı olan havayı tüplere yerleştirerek denizin dibine inebilir. Orada saatlerce hatta günlerce kalabilir. Oysa bu eksikliğini görmezden gelerek denize dalmaya çalışırsa en fazla 3 dakika içinde nefes nefese kalarak kendini denizin üzerine fırlatacaktır.

Bunun gibi kendimizi tanıyarak ve kendi eksikliklerimizi bilerek ve ona göre tedbirler alarak da normalde yapamadığımız pek çok şeyi yapabilir ulaşamadığımız pek çok şeye ulaşabiliriz ve hepsinden önemlisi kalbimizde esen fırtınaları dindirebiliriz.

Ama öncelikle kendimizin sınırlı olduğunu bilmeli ve kendimizden olmayacak şeyler beklememeliyiz. Ve bilmeliyiz ki değişim daha doğrusu gelişim bir anda topyekun olan bir şey olmayıp son nefese kadar devam eden bir süreçtir.

Ve nasıl küçük bir kıvılcım çok büyük yangınlara neden olabilirse içimizdeki fırtınaları dindirip bizi erdemli kılacak şeylerde her şeyden önce bakış açımızı değiştirmemizle başlar. Zira “insan nasıl bakarsa öyle görür, nasıl görürse öyle yaşar, nasıl yaşarsa öyle ölür ve nasıl ölürse öyle diriltilir”.

Bu bağlamda insan hayatı kavrayışını yeniden şekillendirmeli ve kendimize çeki düzen vermelidir. Bunun içinde kendini iyi tanımalı, çevresini bilmeli ve uyum sağlamanın pratik yollarını aramalıdır.

Mesela çoğumuz gibi sabırsız biriyse, kendini sabırlı kılacak şekilde donatmalı, öfkeliyse öfkesini yatıştırmanın yollarını aramalı. Açgözlüyse kanaatkar kılacak yöntemleri araştırmalı elindekiyle yetinmesini bilmelidir. Kıskançsa bilmeli ki diğerlerine verilen şeyler nasıl diğerlerini özel kılan şeylerse kendisine verilen şeylerde kendisini özel kılan şeyler olup mutlaka onlara sahip olmayanlarda onu arzu etmektedir, zira insan kendi elindekine pek az bakar gözü hep ötekinin elindedir.

Gösteriş düşkünüyse bu huyunun üzerindeki etkisini azaltmaya çalışmalıdır. Ve bütün bu duyguların anası olan bencillikten kurtulmalıdır. Böylece içini yeyip bitiren ve fırtınalara sebep olan etmenleri hafifletmeli ve mümkünse yok etmeli ve çatışma değil uyumu gözetmeli ve öncellemelidir.

Muhakkak ki yaşadıklarımız bizim kendimizi şartlandırmamızın sonucu olup hiç birimiz için kader değildi. Zira Rehber bildiğimiz bütün algıların ötesinde kendisine uzanan can düşmanlarının elini bile “Hudeybiye'de” geri çevirmemiş ve böylece asıl amacının onları yok etmek değil ama kendi yaşama alanına saygı duyulması olduğunu ispat etmişti. Zaten O'nun hayat kavrayışı çatışmayı doğuran "şirk" değil uyumu gerektiren "tevhid" üzerine kurulmuştu. Onun diğerleriyle çatışmasıda diğerlerinin ona yaşama hakkı tanımamasından kaynaklanmış bu hakkı elde edince de çatışmayı sonlandırmıştı.

Şu halde kendileri Rablerinden gelen her şeye razı olan ve böylece onu Razı edip huzura eren ve O'nun kulları arasına girip bu dünyasını da ahiretini de cennete çevirenlere ne mutlu!

Bookmark and Share

0 yorum:

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce