RSS
email

Ölümle anlam bulan hayat!

Yaşadığımız hayatı anlamlı kılan şey hiç kuşkusuz ki nerede ve ne zaman bizi beklediğini bilmediğimiz ve çoğu kere unutmak için gerek somut gerekse soyut her türlü uyuşturucuyu benliğimize zerk ettiğimiz ve anıldığında “ağızların tadını kaçıran” fakat değerini bilenler için şeb-i aruz yani sevgiliyle buluşma anı olan ölümdür.

Ölüm olmasaydı yaşamakta olduğumuz hayat bazen güldüğümüz bazen ağladığımız, bazen coştuğumuz bazen çöktüğümüz, bazen sevindiğimiz bazen kedere gömüldüğümüz, bazen hırstan gerildiğimiz bazen tamamen gevşediğimiz amaçsız bir koşturmacadan başka bir şey olmayacaktı. Yapanın yaptıkları yanına kalacaktı veya dünya bitmek bilmeyen bir boks maçı gibi sonsuz bir kavga ve intikam alanına dönüşecekti.

Oysa bu hayata son veren ölüm sayesinde insan hayatın değerini anlar ve anlamını kavramaya çalışma gereği duyar. Ve ancak ölümün hayatının yegane anlamlandırıcısı olduğunu idrak ederek hayatını dolu dolu yaşama imkanına kavuşur. Eninde sonunda terk edeceği dolayısıyla asla kendisine ait olmayacak bir dünya için didişip durmanın bir anlamı olmadığını, anlamlı olanın erdemli bir hayat sürmek olduğunu idrak eder, en azından etmelidir.

Kum saatindeki her kum tanesinin düşüşüyle bitime yaklaşması gibi insan da geçen her an ile kaçınılmaz “o ana” yaklaşır durur. Dolayısıyla da yaptığı her şeyi “o ana” göre düzenlemesi yapacağı en akıllıca iştir. Bu sebepten dolayıdır ki insan yaşarken başkalarına “bak ne oldum” dememeli ama kendi kendine “acaba ne olacağım” diye sormasını bilmelidir. Ve düşünenler için yaşayan her canlı gibi ömür denen sürecin sonunda er ya da geç kişinin toprak olacağı aşikardır.

Nasıl yaşarken “insan dünyayı yerse sonunda dünya kendisini bitirmeye çalışan insanı yer” ve bitirir. Aslında bu haliyle hayat komedidir. Peki insan bu komediden kurtulmak için ve “o an” karşısında ne yapmalıdır? Ölümden kaçmalı mıdır yoksa nasıl olsa öleceğim deyip zamanı kendi belirleme kolaycılığı ve kendine verilen en değerli şey olan zamanı bitirme aymazlığı mı göstermelidir?

Bilenler için ölüm ne kovalanacak ne de kaçılacak bir olgu olmayıp kendisi için bütün bir ömür hazırlık yapılması gereken bir buluşma anıdır. Bu durumda insan bu ana nasıl hazırlanır veya nasıl hazırlanmalıdır? Aslında insan hayatı yaşarken karşılaştığı her şeye karşı ortaya koyduğu tutumuyla bu ana hazırlanır. Ve sonunda muhakkak “kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görecektir ve kim zerre kadar kötülük yaparsa onu görecektir”.

Evet kim zerre miktarı iyilik yaparsa ve o yaptığı iyilik yerin “derinliklerinde kaybolup gitmiş bile olsa” muhakkak onun önüne getirilecek, yine yaptığı zerre miktarı kötülükte aynı şekilde “yerin derinliklerinde kaybolup gitmiş bile olsa” muhakkak insanın önüne getirilecektir. Ve böylece herkes yaptıklarıyla eninde sonunda yüzleşecektir. Bu algılayış insana yapacağı faaliyetler sonucu oluşacak en küçük iyiliği de kötülüğü de küçümsememesi gerektiğini insana salık verir. Ve daima hassas ve dikkatli olması gerektiğini insana bildirir.

Dolayısıyla insan hayat dediğimiz bu faaliyetler zincirini yaşarken karşılaştıkları karşısında bu bilinçle tavır takınmalı ve tercihlerini bu bilinçle yapmalıdır. Ve bu hakikat, gerçekte Adem'den Muhammed'e mesihi çizginin bütün temsilcilerinin getirdiği temel mesajdır.

Onlar insanlara karmaşık teolojik tartışma konuları asla açmamış, kendi krallıklarını kurmak için siyasi iktidar mücadeleleri vermemiş, fantezi tutkunlarının yaptıkları gibi somut karşılığı olmayan hayaller sunmamış ama insanların hayatı net ve duru bir şekilde algılamasını sağlamak için açık ve net hatırlatmalar yapmışlardır. Ne insanlar kendilerini aslen bu hatırlatmaları yaptıkları için taşlarken sadeliklerinden taviz vermişler ve dini gerek siyasi gerek mistik fantaziler yığınına çevirmişler, nede Allah kendilerine imkan verip kendilerini toplumun lideri yaptığında krallar gibi protokoller üreterek mesajlarının ve yaşamlarının sadeliğini bozmuşlardır.

Temel mesajları yukarıda da işaret edildiği üzere gayet açık ve nettir. Ve bu mesaj kısaca “Ey 7 milyarda bir olduğu halde kendini eşsiz sanan insan yoktan yaratıldın yani yoktun, ve bir hayat yaşayacaksın ve sonunda kaçınılmaz olarak öleceksin ve sonra diriltileceksin ve sonunda kaçınılmaz olarak yaptığın en ufak iyilikten de kötülüktende sorulacaksın, bunu bil ve nasıl yaşayabiliyorsan öyle yaşa” şeklinde özetlenebilir.

Bu hatırlatma aslen bireyi muhattap alan çok bireysel bir mesaj olmakla birlikte sonuçları itibariyle bireyi toplumsallaşmaya iten çok önemli bir hatırlatmadır. Zira insan hayatını yaşarken yaptığı tercihlere karşı birey olarak hesap verecek olsa da hayatı örgülerken diğer insanları da dikkate almak zorundadır. Ve bu mesaj gereği insan hayatı yaşarken karşılaştığı kendine dönük olaylar karşısında gösterdiği abartılı tepkilerden de sorulacağı gibi başkalarının başlarına gelenler karşısında gösterdiği duyarsızlıklardan dolayı da sorulacaktır. Kendi ailesiyle ilgili tutumundan sorulacağı gibi yakın çevresindekiler başta olmak üzere başkalarınınkilere karşı tutumlarından da sorulacaktır. Zira her hak sahibine hakkının teslim edilmesi üzerinde hassasiyetle durulması gereken asli unsurdur. Ve bu hesap verme kabulü ister istemez insanların bireysel erdemi kuşanmalarını gerektirmektedir.

Yine yukarıdan da anlaşılacağı üzere bireysel tavırlar sadece bireysel sonuçlar doğrumamakta buna karşı toplumsal sonuçlara da neden olmaktadır. Yani mesihlerin bireysel mesaj veriyor olmaları asla toplumsal bir hedefleri olmadığı anlamına gelmememektedir. Buna karşı sadece toplumsal mesaj verip bireysel erdemleri göz ardı eden “-izm” saplantılıları ve onların eski ve yeni taklitçilerinin bireysel erdeme gerekli önemi vermeyen veya erdemi sadece belli sloganlara sahip çıkmak zanneden kimselerle erdemli bir toplum ortaya koyama düşüncesi ancak ham hayal olabilir.

Pek çoğumuz için bilinç altı düzeyinde yok oluş ile özdeşleşen ölüm gerçekte yeniden doğuş ve yaşamakta olduğumuz hayatın özünde taşıdığı ve hayatı anlamlı kılan yegane hakikattir. Ve bize düşen bu gerçeği hakkıyla idrak edip hayatımızı bu gerçek uyarınca şekillendirmektir.

Şu halde yaşamakta olduğu hayatını, ölümü asla unutmadan veya unutmaya çalışmadan yaşayarak bereketlendirenlere ne mutlu!

Bookmark and Share

4 yorum:

gökhan(çatlağın biri) dedi ki...

Merhaba abi.Ölümü hatırlamak ve unutmadan hayatımı şekillendirmek noktasında gaflet içinde bulunan ben ne yorum yazsam boş.Bu yüzden Pir Sultan Abdal 'ın bir deyişi aşağıda.Fi emanillah.


Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Yalan dünya senin olsa ne fayda
Akibet alırlar tatlı canın
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda

Söylersin de el içinde sözün var
Yeter çalışırsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Bedestenler senin olsa ne fayda

Bir gün alır götürürler evinden
Hakk´ın kelâmını koyma dilinden
Kurtulaman Ezrail´in elinden
Dünya dolu malın olsa ne fayda

Pir Sultan Abdal´ım çıktık oturduk
Kaza lokmasını burda yetirdik
Dünya bizim diye çektik getirdik
Yalan dünya bizim olsa ne fayda

AmaTT dedi ki...

Doğru söze ne denir?

Leylek dedi ki...

Blogunu yeni kesfettim. Basladim en bastan okumaya..

Buraya suruklenme yolum, baska bir blogta biraktigin yorumundan gecmekte. O blogun konusu, blogun ismini aciklayis biciminle birlikte olumu daha farkli anlatacagini dusunmustum.. Soylediklerin elbette yanlis degil, ama iste..

AmaTT dedi ki...

leylek kardeş benden bu kadar, ama seni de dinlemeye hazırım.

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce