RSS
email

Mühür Sahibi

Biliyorsunuz değil mi bugün Yahudi dediklerimizin “Beni İsrail” yani Yakub'un çocukları olduğunu? Ve Yakub'un seçkinlerden olduğunu? Ve soyununda “bir zamanlar alemlere üstün kılındığını”? Ve nice peygamberlerle ve nihayetinde mesh edilen komutanlar yani Mesihlerle desteklendiklerini? Mesihlerin ilkinin Saul olduğunu ve O'nun Kur'andaki adının Talut olduğunu? Ama toplumunun Onu ailesinin sıradanlığı sebebiyle küçümsediğini ve buna karşı işaretlerle desteklendiğini? Ve Ammoninin kralı Nahaş'ı ve ordusunu perişan ettiğini? Ve Davud'un da yenilemez görülen dev Golyatı bir “taş” ile devirdiğini? Ve Saul'un ardından Mesih olarak insanlar arasında “hak, adalet ve merhamet” ile yani bilgelik ve erdem ile hükmettiğini? Ve kendisine “dağlar ve kuşlar ram edilen” Davud'dan sonraki Mesih'in Süleyman olduğunu ve babasının mührünü ve hayalini bütün dünyaya yaydığını?

Evet Yusuf'un erdemiyle Mısır'da yönetime gelenlerin çocukları daha sonra hırsları ve küçük ayak oyunlarıyla iktidarda kalmaya çalışmışlardı. Ayak oyunlarının erdeme tercih edildiği yerde Allah'ın yardımı niçin olsundu. Zira Allah'ın “ahdi zalimlere ermezdi”. Ve sonrada ayak oyunlarını daha iyi beceren birileri onların iktidarını alaşağı etti. Böylece İsrail'in çocukları toplumdaki itibarlarını ve yerlerini kaybetmişlerdi.

Ve nihayetinde diğer mustazaflarla (hor görülenlerle) birlikte içinde yaşadıkları toplumun en alt kesimini oluşturur hale gelmişlerdi. Tarihe sürekli müdahale eden, ezilenlerin feryatları ve dualarını yine cevapsız bırakmamış ve Firavun'un köle ve efendi, müstekbir (büyüklenen) ve mustazaf (hor görülen) temelinde insanları köleleştirme üzerine kurulu düzenini yıkacak olanı, Firavun her yerde ararken O, O'nu köşe bucak arayanın sarayında nadide bir çiçek gibi büyütmüştü.

Derken Musa öncülüğünde tüm ezilenler özellikle de İsrail'in çocukları Mısırı terk etmişlerdi. Peşlerine düşenler de hor görünenlere kurtuluş yolu olan denizde boğulmuşlardı. Ama daha sonra maddeye tapanların oluşturduğu kölelik düzeninden kaçanlar içlerinden kaçtıkları maddeye taparcasına önem  veren toplumun düzenine öykünerek altın bir buzağı yapmışlardı. Üstelik bu oyuncak buzağı ses de çıkarmaktaydı (!?). Aslında onlarda aynen bizim gibilerdi, baskıdan rahata, yokluktan varlığa çıkmışlardı ve her sonradan görme gibi ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Olmadık şeylere özeniyor ve kendilerine bahşedilen sadeliği fantezilerle renklendirmek istiyorlardı.

Çöldeki sürgün hayatlarından sonra nihayetinde kendileri de bir düzen tutturabilmek için verimli alanlara yönelmişlerdi. Ve çevrelerindeki düzen sahipleriyle olan çatışmalarında kah onlar galip gelmişlerdi kah diğerleri galip gelmişlerdi. Ve nihayetinde Allah'tan kendilerine komutanlık edecek ve onları bir düzene kavuşturacak bir komutan yani bir mesih istemişlerdi içlerindeki peygamber de onlara Allah'ın Saul'u ya da Kur'andaki adıyla Talut'u komutan olarak seçtiğini ilan etti. Ve bunun işareti olarak Talut'un saçlarını yağ ile mesh etti. Artık Talut “Mesih”ti. Ama her yerde olduğu gibi orada da pek çok kişi onu hor gördüğü ve kıskandığı için itiraz etti. Ve Onun Mesihliğinin delili olarak kaybolan ahit sandığı meleklerce  getirildi.

Talut çevresindekilere mücadele öncesi “bir nehirle imtihan edileceklerini ve o nehirden içmeyenin kendisinden olacağını, bir avuç alanların affedileceğini diğerlerininse kendinden olmayacağını” beyan etmişti. Ve pek azı dışında çoğu ondan kana kana içmişlerdi. Bilinmez o nehir bu dünya ve sunduğu nimetleri miydi? Ve bu dünyada erdemli bir hayat sürmek gerçekte kıldan ince kılıçtan keskin bir yolda yürümek gibi miydi? Ve bu nimetlerin içinde olduğu halde onların sevgisini kalbe sindirmemek ne kadar mümkündü?

Taluttan sonra sıra Davud'a gelmişti. O da erdemle bir yol tuttu ve hak, adalet ve merhamet üzerine bir düzen kurdu. Ama Mesihler çağı Süleyman ile kemal bulmuştu. O önce babasının adımları üzerine harekete başlamıştı. Fakat daha sonra iktidar gördükleri yere üşüşen ve güce tapıp onu ele geçirmeye çalışanların da yönlendirmesiyle gücün sarhoş edici etkisine kapıldı. Ve devletin erdem  ile değil de ancak siyasi oyunlarla yönetilebileceğini iddia edenlere uydu. Ve Rab temiz öze sahip olduğu halde sendeleyeni “tahtına bir ceset bırakarak” sarhoşluktan ayılttı. Ve babasını üstün kılanın bencillik ve kibirle beslenen kaba gücün ve siyasi ayak oyunlarının değil ancak erdem ve bilgelikle elde edilebilen yumuşak güç olduğunu idrak etti.

Bunun üzerine yeniden “hak, adalet ve merhamet” temelinde diğerkam ve hassas bir toplum kurmaya yöneldi. Bu idrakte öncelikle yapılan anlaşılmaya çalışmak değil anlamaya çalışmaktı. Anlayış görmeyi öncellemek değil anlayış göstermeyi öncellemekti. Almaya değil vermeye en azından adil bir şekilde paylaşmaya şartlanmaktı. Yani kendini öncelleyen ve önemli gören “nefsin fısıldadıkları” karşında diğerlerinin de önemli olduğunu idrak etmek ve öylece bir hayat tesis etmekti zira “nefsinin cimriliğinden kurtulan gerçekten kurtulmuştu”.

Aslında tevhid ile şirk veya hak ile batıl mücadelesi de özünde “kendini ilah edinip” kendine ait şeyleri öncelleyen ile kendisinin ilah olmadığını ve yegane ilahın azat kabul etmez kölesi olduğunu idrak eden arasındaki hayat tesis etme mücadelesinden başkası değildi. Kendini ilah edinmek gerçekte her zorbanın yaptığı gibi kendi yaşadıklarını, düşündüklerini, hissettiklerini abartıp mutlaklaştırmak ve kendi dışındakilere hayat hakkı tanımamak demekti. Oysa azat kabul etmez köleler kendi heva ve heveslerini abartarak öncellemez düşüncelerini mutlaklaştırmaz hakikati bulmak ve hakikatin hayat bulması için ömür boyu çalışır dururlardı.

Nihayetinde bu anlayış toplumun iliklerine kadar işledi ve toplum öylesine diğerkam öylesine hassas bir hale geldi ki yok etmek için kurulan ordusu bile haksız yere bir karıncayı dahi incitmekten imtina eder hale gelmişti. Ve böyle bir hassasiyete sahip olunması sebebiyledir ki ordu bir “vadiye girdiğinde bir karınca ey karıncalar, yuvanıza girin de Süleyman'ın ordusu bilmeden sizi ezmesin” deme gereği duymuştu. Bunu duyan Süleyman da gülümseyerek kendisine böyle bir toplum ve ordu nasip eden Allah'a hamd etmişti.

Süleyman'ın herkesin hakkını adaletle gözeten ve merhamet ile veren düzeni ister istemez bir kardeşlik, uyum ve paylaşımı gerektiriyordu. Ve dünyanın her yerindeki toplumlar arasında yaygın bir özlem olarak beliren ve yönetimlerin kendilerince meşruiyet aradıkları “bilge kral” düşüncesi de gerçekte Süleyman'dan ve onun bu düzeninden kaynaklanmaktaydı.

Bu dönemde Davud'un zıtların uyumunu ifade etmek için birbirlerine geçmiş zıt yönlü iki eşkenar üçgenden oluşan mührü bütün dünyada hakkın, adaletin, merhametin ve bunlara hayat veren bilgeliğin ve erdemin sembolü olarak ve onu yaygınlaştıran Süleyman'ın adıyla tanındı ve benimsendi. Ve O mührün olduğu yerde hiç kimseye değil zulüm asla haksızlık edilmezdi. Düzen devasa kurumlarına karşın erdemli bireylerle hayat bulmakta ve ayakta durmaktaydı.

Davud döneminde bilgeliğin ve erdemin sembolü olarak başşehirlerine eman yani güvenlik ve barış yurdu anlamına gelen “Yaruşalim” ya da “Darusselam” adı verilmişti. Ve bu şehirde kısas olarak bile olsa her ne şekilde olursa olsun kan dökülmesi yasaklanmıştı. Süleyman buna birlik ve uyumun sembolü olarak Tapınağı ya da bizdeki adıyla “Mescid-i Aksa”'yı ekledi.

Bu haliyle Tapınak bütün dünyadaki uyumun ifadesi ve hatırasıydı. Fakat hatıranın neyi hatırlattığını göz ardı edip hatıranın kendisini öne çıkarıp, onunla ilişkileri sebebiyle kendilerine meşruiyet ve üstünlük arayanlar hatıranın hatırlattığına en büyük ihaneti etti. Bu sebepledir ki  gerek Süleyman sonrası bir süre devam eden birlik çöktükten ve iktidar mücadeleleri başladıktan sonra Yaruşalim'i ele geçirenler gerekse daha sonra şehri işgal eden Romalılar, ilk önce artık anlamını yitirerek boş iktidar çatışmalarına malzeme olmaktan başka bir işlevi kalmayan hatırayı yani Mescidi Aksayı yıkmışlardı.

Elbette Süleyman'ın bu düzeni O öldükten sonra da bir müddet devam etmişti. Bu nesillerin ardından gelenler öncelikle kurumları ayakta tutanların erdemli bireyler olduğunu unutmuşlardı. Bunu, erdemli olabilmek için insanın kainatın sebepsiz sebebiyle olan o bağa ne derece muhtaç olduğunun göz ardı edilmesi izledi. Kainatın sebepsiz sebebi Allah ile olan bağın en güçlü ifadesinin namaz olduğu görmezden gelinmişti. Allah ile insan arasındaki en güçlü bağ olan “namaz savsaklanınca” herkesin özünde yerleşik “benlik” duygusu semirdi. Ve insanların içini kemiren bencillik kurduna dönüşmüştü. Bu kurt da kin, kibir, riya, hased, cimrilik, düşmanlık ve tamah kurtçuklarını doğurmuş ve semirtmişti. Sonunda hep beraber düzenin içini kemirmişlerdi.

Böylece üç kuşak boyunca sabır, ilim, erdem, merhamet, hak, adalet ile nakış nakış örülerek kurulan bu muhteşem düzen de yıkılmaktan kurtulamadı. Aslında önemli olan düzen değil insanların bizzat kendileriydi zira erdemli insanlarla beslenmeyen hiçbir kurum “erdem” ortaya koyamazdı. Ve ancak erdemin olduğu yerde uyum yani tevhid ve olmadığı yerde kavga yani şirk vardı. Kavganın sonunda ise “herkes birbirinin hıncını tadardı” ve aynen de öyle oldu. “Herkes birbirinin hıncını tattı”.

Buna karşı Tapınak gibi mühür de efsaneleşti. Zan edildiki marifet mühürdeydi. Oysa marifet mührü tutan eldeydi. Daha doğrusu o ele hükmeden gönüldeydi. Erdem kaybolup gönül bozulunca elin ortaya koydukları ancak zulüm olabilirdi ve aynen de öyle oldu.

Şimdide gerek bizden gerekse İsrail'in çocuklarından Süleyman'ın temsil ettiğini temsil iddiası ile meydanda gezenler erdem ve bilgeliğiyle “bilge kral” sözünü çağlar ve nesiller ötesine taşıyan Süleyman'a ne kadar yakın ne kadar uzaklardı? Belki birbirlerine çok yakınlar ama Süleyman'a yıldızlar kadar uzaklardı...

Şu halde Süleyman'ın bilgeliğinden ve erdeminden nasiplenenlere ne mutlu!

Salihleri rehber edinenlere ne mutlu!

Bookmark and Share

5 yorum:

Adsız dedi ki...

anlamaya çalışmak, anlaşılmaktansa...

Anlamaya çalışan benciliğinin üzerine basıp erdemiyle bilgisizliğini önüne koyar ve dinlemesini bilirken, ama hep anlaşılmaya çalışan anlamaya çalışmayan "ben" der başka birşey demez.

zaten , işin özüde burda. Bu değişse neler değişir bir bilsen.

Eline, fikrine, kalemine sağlık ve bunları sana görme, yorumlama ve bizlere paylaşma imkanı veren Allah'a hamd olsun.

AmaTT dedi ki...

Adsız kardeşim,

Katkın ve duan için teşekkür ederim. Allah cümlemize "hakikati bulma bilgeliği, ona tabi olma isteği ve onu gerçekleştirme gücü versin"...

Mustafa Çelebi dedi ki...

"Aslında önemli olan düzen değil insanların bizzat kendileriydi."

ALLAH razı olsun Ahmet abi

gökhan dedi ki...

"Ey Rabbim!İçimde öyle düşünceler uyandır ki.bana ana-babama bahşettiğin nimetler için sana hep şükreden biri olayım; ve senin hoşnut olacağın dürüst ve erdemli işler yapıyor olayım;ve beni rahmetinle , dürüst ve erdemli kulların arasına sok!"
Hz Süleyman 'ın kendi için dilediğini bende bizim için diliyorum.
Aşk hikayelerinin en güzellerini hatırlatmaya devam ettiğin için teşekkürler abi.
Allah razı olsun...

AmaTT dedi ki...

Allah cümlemize "kendine varan bir yol tutmayı nasip etsin" ...

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce