RSS
email

Biri Dünyaya Geldi!

Bundan hicri 1481 yıl önce biri dünyaya geldi. Öyle biriydi ki daha doğmadan yetim kalmıştı, daha sonra hangi dala tutunmaya kalktı, kime sarıldıysa elinde kaldı. Önce 5 yaşındayken annesini Ebva'da toprağa verdi. Ardından sarılmaya doyamadığı dedesini. Zengin olmayan ama şefkatli ve onurlu amcası Ebu Talip ona kollarını açtı ve eşi Fatıma kendi çocuklarının saçını taramadan önce O'nun saçlarını taradı. Kendi çocuklarını giydirmeden önce O'nu giydirdi ve O yetimler sultanına anasından sonra ana oldu.

Nihayetinde büyümüş gelişmişti, öyle çok matah özellikleri yoktu. Hani en namlı pehlivanı değildi Mekke'nin, en yakışıklısı veya en zengini de değildi, hele en büyük savaşçısı hiç değildi. Ama Mekke vadisinin belki de tüm dünyanın en dürüst ve güvenilir (el-Emin) kişisi kimdir diye sorsan herkes tereddüt etmeden sana onu gösterirdi.

Yaşı nihayet 25 idi; dürüstlük, ahde vefa, eminlik dediğin zaman ilk akla gelendi. "Kıymetlinin kıymetini ancak kıymet sahibi olan bilir" sözünü haklı çıkarırcasına kırk yaşlarında güzel, zengin ve Mekke'nin ileri gelen erkeklerinin talip olduğu cennetin dört seyyidesinden biri Hatice onu gördü ve ona bütün benliğiyle bağlandı. O’nun yoluna sadece ömrünü değil bütün varlığını adadı.

Nihayet O, 40 yaşında idi ki artık iki yüzlü, bencil, zayıfa karşı zalim, gerçekte kendilerini tanrı gibi gören ama riyakarlığın her türlüsünü yapan insanlar ile bir arada yaşamak dayanılmaz geldi kendisine. Ve dört çocuklu evli barklı bir adam olduğu halde günlerce şehirden uzaktaki hira mağarasında kainatı, toplumunu, yaradanı ve bunlar karşısındaki kendini konumunu düşünerek günlerini geçirdi. Bu çektikleri kutlu bir doğumun sancılarıydı. Dünyada olduğu sürece bu süreçteki ve sonraki süreçlerdeki en büyük dayanağı annemiz Hatice'ydi. Ona asla "Evli barklı adamın ne işi var Allah'ın dağında" demedi. Ve O kendini daha iyi hissetsin diye O'na yemek taşıdı ve ona destek oldu.

Ve nihayetinde gözü hakikate açıldı ve kendisine "Oku! Yaradan rabbinin adıyla!" dendi. Ve indi Hira’dan titreyerek beni örtün beni örtün diyerek… Kendine geldiğinde yaşadıklarını o can yoldaşına anlattığında can yoldaşı O'na kendisinden bile önce inandı. Ve dedi ki "sen akrabayı gözetir, yoksula bakar, insanlara zor zamanlarında yardım edersin ve onlara hiç kimsenin veremeyeceğini verirsin, Allah da seni utandırmaz".

Artık O eski Muhammed dünya da eski dünya değildi. Artık sadece kendi içinde yaşayan değil aynı zamanda örnek olandı. Artık Haktan yana saf oluşturandı. Yıllarca durmadan usanmadan insanları kendi gerçekleriyle yüzleşmeye, ve gerçek manada insan olmaya çağırdı. Buna karşılık insanlardan düşmanlıktan başka bir şey görmedi, kah taşladılar O’nu kah üzerine pislik attılar, kah kaş göz işaretleriyle dalga geçtiler onunla kah yoluna diken serdiler. Ama O insanları Hakka çağırmaya ve Haktan yana açtığı safı güçlendirmeye devam etti.

Yanındakiler O'nun hakikatine bigane kalmışken uzaklardan birileri O'na kucak açtı. O'nu bağırlarına bastılar. Ve dediler ki "biz ölmeden seni kimseye teslim etmeyiz, dünya üzerimize de gelse!" Ve böylece ona sahip çıkarak onun sahabesi oldular.

Ve O'nu ne Bedir'de ne Uhud'da nede bütün Arap yarımadasının üzerlerine geldiği gün olan Ahzab'da (hendekte) asla yalnız bırakmadılar. Ve onunla birlikte kovulduğu şehri fethettiklerinde O'nun verdiğinden fazlasını talep etmediler. Çünkü onlar için O'nun yanlarında olması ve onun yolunun hizmetkarı olmak tüm dünyanın sultanı olmaktan daha büyük bir zevk ve saadetti.

O refik-i alaya (yüce yoldaş) varıncaya kadar, kimsesizlerin kimsesi, sahipsizlerin sahibi oldu ve hiç kimseye ne yan gözle baktı ne de göz ucuyla… Bakarken bütün gövdesiyle döndü.

Şairin* dediği gibi:
"dönünce bütün gövdesiyle döndü
bir bu anlaşılabilseydi son yüzyılda
bir bilinebilseydi
nedir veçhe!"

Şu halde, O'na ümmet olmanın O'nun yeniden hatırlattığı yolu yine O'nun ardı sıra adımlamaktan geçtiği bilinciyle doğrulan ve dönünce bütün gövdeleriyle dönebilenlere ne mutlu.

Ve salat ve selam olsun O'na, O'nun ehli beytine, Aline ashabına etbanıa…

*İsmet Özel

Bookmark and Share

3 yorum:

kazım dedi ki...

adem ve havva dan hatıra, dünyanın geçicciliği ve insanlığın dünyanın en eski tarihi eserinde buluşarak kimliklerine kavuşmaları. herşey net. çok iyi ifade etmişsin. eline fikrine sağlık.

AmaTT dedi ki...

Teşekkür ederim temennin için. Yorum ve eleştirilerinizin devamını dilerim.

MAD dedi ki...

Gerçekten Güzeldi...

Yorum Gönder

Genel ahlak kuralları dahilinde istediğiniz şekilde eleştiri ve yorum yapmakta özgürsünüz!

 
Bu blog BloggerV.com üyesidir.
Related Posts with Thumbnails
Clicky Web Analytics

Düşünce